Ana Sayfa
Yaklaşım

Kendimi dinozor gibi hissettiğim gün

Bu yaz internetten bir yapay zeka eğitimine katıldım. İki yıldır Komünite adında bir girişimcilik topluluğunun içindeyim; ne zaman yeni bir eğitim açılsa oradayım. Yapay zekanın hayatımıza girmesinin üzerinden üç dört yıl geçti ve ben ilk günden beri tek bir gelişmeyi kaçırmadan takip ediyorum.

İtiraf edeyim: başladığı zamanlarda bu teknolojiye burun kıvırmıştım. “Oyuncak bu” demiştim. O oyuncak, geçen gün, benim yıllarımı vererek öğrendiğim şeyleri saniyeler içinde önüme koydu.

Ekranın ışığı yüzüme vururken sandalyeye çöktüm. Hissettiğim şeyin tek kelimelik karşılığı vardı: yetersizlik. Oysa hayatını teknolojiden kazanan, bu gelişmeleri herkesten yakından izleyen biri olarak kendimi öncü hissetmem gerekirdi. Tam tersi oldu. Kendimi, fiber optik kablolarla koşu yarışına girmiş nefes nefese bir dinozor gibi hissettim.

O anda şunu gördüm: en büyük hatamız, kalp atışımızı işlemcinin saat hızına senkronlamaya çalışmak. Makine hızlanabilir, bu onun doğası; hızlansın. Sorun makinenin hızında değil, o hızı bir başarı ölçütü sanıp kendimize dayatmamızda.

Koşu bandında ne kadar hızlı koşarsan koş, vardığın yer hep aynı: bulunduğun yer.

Bu his üzerine okumaya başlayınca yalnız olmadığımı gördüm. Seneca'dan Platon'a, Epikuros'tan günümüz düşünürü Hartmut Rosa'ya kadar pek çok insan hayatın hızı ile insanın varoluş hızı arasındaki ilişkiye kafa yormuş; arkalarında kütüphaneler dolusu bir külliyat bırakmışlar. Konu fazlasıyla ilgimi çekti ve bu yaşam felsefesini araştırmaya karar verdim. Bir yazılımcı bir şeye karar verdiğinde ne yaparsa onu yaptım: ilk iş, konuyla ilgili bir site açtım.

Yazının tamamını oku: Saniyede Milyar İşlem Yapan Bir Dünyada Nefes Almayı Hatırlamak

Bir şeyi baştan söyleyeyim

  • Her şeyi bırakıp köye yerleşmiyorum.
  • Teknolojiyi reddetmiyorum; hayatımı ondan kazanıyorum.
  • Kimseye yavaşlamasını söylemiyorum.
  • Sadece makinenin hızı ile kendi ritmim arasındaki çizgiyi yeniden çiziyorum.

Bunun ürüne yansıması

Bu bir slogan değil, tasarım kararı. Yapay zeka bir ürünün içine girdiğinde asıl soru modelin ne kadar akıllı olduğu değil, ona ne kadar yetki verildiğidir. Kendi ürünlerimde bu soruya verdiğim cevaplar şunlar:

Son kararı insan verir

Toplantı Asistanı tutanağı hazırlar ama göndermez. Belgenin kime ve ne zaman gideceğine kullanıcı karar verir. Otomasyon, sonucu üreten taraftır; sorumluluğu üstlenen taraf değil.

Belirsizlik gizlenmez

Emin olunmayan maddeler işaretlenir. Uydurulmuş akıcı bir cümle yerine boş bir alan görürsünüz. Hızlı bir yanıt, yanlış bir yanıttan daha değerli değildir.

Kullanıcının sözü, modelin çıkarımından üstündür

Toplantı satırlarına elle eklenen yorum, programın kendi çıkarımının önüne geçer. Çünkü o odada bulunan kişi kullanıcıydı, model değil.

Veri sahibinin yanında kalır

Ses kayıtları ve tutanaklar kullanıcının kendi bilgisayarında durur. Bir şeyi bulutta tutmanın kolaylığı, onu oraya taşımak için tek başına yeterli bir sebep değildir.

Bu kararların hepsi ürünü bir miktar yavaşlatır. Otomatik gönderilen bir e-posta, onay bekleyen bir e-postadan hızlıdır. Ama geri alınamayan bir adımı makineye devretmek, kazanılan saniyelerin karşılığı değil. Hızın kendisiyle bir sorunum yok: yapay zeka ajanlarıyla çalışırken bir ihtiyacı fark ettiğim gün yayına alabildiğim oluyor. Vites kontrolü tam olarak bu; sorun hızın kendisi değil, hızın kime ait olduğu.

Açtığım site: Hiçbir Yere Yetişmeyenler Kulübü

notimetohurry.com, hızımı bilinçli olarak yavaşlatırken karşılaştığım ve öğrendiğim şeyleri yazdığım açık bir seyir defteri. Kulübün şu anki tek üyesi benim. Ticari bir amacım, gizli bir ajandam, büyük iddialarım yok; bakarsınız ileride güzel bir şey çıkar, çıkmazsa da sorun değil. Nasılsa yetişecek bir yerim yok. Defterin üç ayağı şöyle:

01

Vites Kontrolü

Hız dışarıdan gelen bir dayatma değil, kendi elindeki bir vites olmalı. Gerektiğinde hızlan, gerektiğinde tamamen dur.

02

Aktif Dinginlik

Şehrin, işin ve bildirimlerin tam ortasında zihnin arka planındaki sükûneti koruyabilmek. Kaçmak değil, sakin kalmak.

03

Mükemmeliyetsizlik

Dikte eden bir otorite değil; hata yapan, tökezleyen, bazen hıza yenilen birinin defteri. Kusur da içeriğin parçası.

Seyir defteri

Acele edecek vaktim yok

Yavaş yaşam ve teknoloji üzerine yazdıklarım Hiçbir Yere Yetişmeyenler Kulübü'nde. Sık yazmıyorum, zaten acelem yok.